ipotekli taşınmaz için açılacak tapu iptali ve tescil davası

Yolsuztescil halinde gerçek hak sahibi somut olayın gereklerine göre istihkak, tapu sicilinin düzeltilmesi veya tapu iptali ve tescil davası açabilecektir. Gerçek hak sahibi tarafından 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde tapuda yolsuz tescil ile malik görünen kişiye yönelik olarak dava açılıp husumet yöneltilmesi halinde, zilyetliğin davasız ve aralıksız 10 yıl 10/03/2020. Mehmet Sepin. Tapu iptali davaları, eşya hukukuna özgün bir daldır. Tapu iptal davası, tapu sicilindeki tescilin ilgili sebepten ötürü düzeltilmesi için açılır. Söz konusu dava için temel olarak, ortada haklı bir sebep olmaksızın yapılan bir tescil veya; tescilin tadili veya terkini ile bir ayni haklan ihlal Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) Tapununiptal ve tescil davası Türk mahkemeleri tarafından yürütülen bir dava türüdür. Bu dava türüne göre yasal olmayan ya da sahte olan tapulara yönelik iptal ve tescil süreci başlatılabilmektedir. Tapu kaydının yasalara uygun bir hale getirilebilmesi için tapunun iptal ve tescil davası açılmaktadır. Tapu kayıtları aleni ve herkesçe incelenebilen bir belgedir. Bir tapu kaydında usule ve kanuna aykırı bir durum oluşmuşsa o kaydın iptali için dava açılabilir. Tapu kaydının iptal davasının sonucunda tescil işlemi yapılıyor. Bir taşınmaz sahibi taşınmazın tapusunu iptal ettirmek için dava açabilir. Ayrıca bir mal ve Site De Rencontre Payant Pour Femme Et Homme. Tapuda bir taşınmaz üzerindeki yolsuz tescilin düzeltilmesi ve gerçeğe uygun hale getirilmesi için açılan davalara tapu iptal ve tescil davaları denmektedir. Bu dava, Anayasa ile teminat altına alınan mülkiyet hakkının korunması hedeflemektedir. Sahibi olduğunuz bir taşınmazın tapuda bir başkası üzerine tescil edilmiş olması yahut da tescilin yeni şartlara göre adınıza yapılmaması halinde, öncelikle yolsuz tapunun iptali ve tescilin sizin adınıza yapılması talepli bir dava açmanız gerekmektedir. Bu durum genelde tapuda resmi şekilde yapılmayan taşınmaz satış sözleşmelerinde, taşınmazı satan tarafın sözleşme gereği taşınmazı alıcı adına tescil ettirmemesi durumlarında söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda alıcı taşınmazın parasını ödemiş ve hatta söz konusu taşınmazı kullanmaya başlamış olmasına rağmen tapu kaydında hala satıcı malik olarak görünmektedir. Tapu iptal ve tescil davası, tapu kaydında taşınmazın maliki olarak gözüken kişiye karşı açılır. Bazı durumlarda tapuda malik görünen kişi ölmüş olmasına rağmen mirasçıları taşınmazın intikalini yaptırmamış olabilir. Bu durumda tapu iptal ve tescil davasının malikin mirasçılarına yöneltilmesi gerekir. Bazı durumlarda da tapuda malik gözüken kişi gerçek malik olmamakla birlikte taşınmazı bir üçüncü kişiye ipotek ettirmiş olabilir. Bu durumda dava hem malik gözüken kişiye hem de taşınmaz üzerindeki hak sahibi olan üçüncü kişiye karşı birlikte açılır. Tapu iptal ve tescili davaları olağanüstü zamanaşımı nedeni ile de açılabilir. Olağanüstü zamanaşımı, tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süre ile malik sıfatı ile zilyetliğinde bulunduran kişinin tapuya malik olarak tescilini talep edebilmesi imkânını vermektedir. Bu durumda dava ilgili kamu tüzel kişilik ve hazine aleyhine birlikte açılmalıdır TMK Tapu iptal ve tescil davaları, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde açılmak zorundadır HMK m. 12. Burada kesin yetki hali söz konusu olup başka bir yerde açılması halinde dava, esasına girilmeden usulden reddedilecektir. Bu davalarda görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Bu yüzden taşınmaz Ankara’da bulunuyor ise Ankara Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın açılması zorunludur. Tapu iptal ve tescil davaları uygulamada “muris muvazaası mirastan mal kaçırma” nedeniyle de sıkça açılmaktadır. Zira muris ölmeden önce taşınmazlarını çocuklarından birine satış gibi göstermek sureti ile aslen bağışlamaktadır. Bu durumda diğer mirasçıların açması gereken dava, tapu iptal ve tescil davasıdır. Çünkü söz konusu tescil tarafların gerçek iradelerini bağış iradesi yansıtmadığı için yolsuzdur. Aynı zamanda sıklıkla, “ölünceye kadar bakma sözleşmesi” nedeniyle tapu iptal ve tescil davalarının açıldığına rastlanmaktadır. Bu konuda hukuk ofisimiz tüm danışmanlık hizmetlerini sunmaktadır. Mirastan mal kaçırma, diğer mirasçıların miras hakkını ortadan kaldırmak üzere muris tarafından yapılan hileli işlemlerdir. Muris muvazaasına dayanan tapu iptal ve tescil davası, tenkis davası ile birlikte veya tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dava olarak açılabilir. Tenkis davası ise murisin terekesinin yani malvarlığının tespiti için açılan bir davadır. Muris mal kaçırsa bile, mirasçıların miras hakkı zarar görmüyor ise muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz. Bu şekilde açılan bir davada, miras hakkı zarar gören mirasçının, murisin mirasçılardan mal kaçırma iradesiyle hareket edip etmediğini ispat etmesi gerekir. Bunun için Yargıtay bazı kriterler belirlemiştir. Buna göre öncelikle murisin terekesi tespit edilir. Bunun için tapu kayıtları, delil ve belgeler ilgili kurumlardan getirtilir. Murisin son yerleşim yerindeki gelenekler, toplumda kabul gören davranışlar, olayların olağan akışı gibi durumlar göz önünde bulundurulur. Murisin yolsuz tescil olduğu iddia edilen devri yapmaktaki amacı sorgulanır. Bu amacın haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı incelenir. Murisin taşınmazı devrettiği kişinin alım gücü dikkate alınır. Bununla birlikte taşınmazın rayiç değerinin çok altında satılması da mal kaçırma amacının olduğunu gösterebilir. Gayrimenkulün satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki farkın ne olduğu tespit edilmeye çalışılır. Muris ile taşınmazı devralan arasındaki ilişki incelenir. Bu hususlar bilirkişi raporu ile tespit edilir. Bu raporda murisin iradesinin mal kaçırma olduğu tespit edilirse, davanın kabulüne karar verilir. Tapu iptal ve tescil davası zamanaşımı süresince açılabilir. Zamanaşımı süresi ise davanın dayandığı hukuki sebebe ve kanuna göre değişir. Genel olarak 10 yıldır. Kadastrodan kaynaklı tapu iptal ve tescil davaları, Kadastro Kanunu’nda yer alan “hak düşürücü süre” nedeniyle 10 yıl içinde açılmak zorundadır. Miras hukukundan kaynaklı davalarda kanun farklı süreler öngörmüş olabilir. Ancak, mirasçılar arasında murisin mal kaçırmasına dayanan tapu iptal ve tescil davası hak düşürücü süre veya zamanaşımına tabi değildir. Yolsuz tescile dayanan tapu iptal davaları da bir süreyle sınırlı değildir. Ancak bir tescilin yolsuz olup olmadığının tespiti uzmanlık gerektirmektedir. Zira yolsuz tescil ifadesi kanunda tanımlanmamıştır. Yargıtay içtihatları ile şekillenen koşullar dâhilinde tescilin yolsuz olup olmadığı belirlenebilecektir. Bu nedenle bu konuda hukuki yardım alınması mağduriyetlerin önüne geçecektir. Ülkemizde miras bırakanlar kimi mirasçılarına mirastan daha çok pay vermek kimi mirasçılarına ise mirastan pay vermemeye çalıştığı anne babanız yahut başka bir miras bırakan sizi mirastan dışlamak amacı ile malvarlığını satış olarak göstermiş ise hangi yasal haklarınız vardır? Hukuk dilinde “Muris Muvazası” olarak geçen bu durum mutlak olarak geçersizdir. Çünkü hukukumuzda bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için gerçek sözleşme ile görünürdeki sözleşmenin birbirine uygun olması satış olarak gösterilen bu işlem aslında bağış niteliğinde olduğundan bu satış hükümsüz olan işlem bu dava açılması halinde mahkeme tarafından iptal Muvazaası Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından 01/04/1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme kararı ile açıklanmıştır. ”Bir kimse mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağışladığı tapulu taşınmazına ,tapu sicil muhafızlığında yaptığı resmi sözleşmede satış gibi göstermek suretiyle devir ve temlik etmişse,saklı pay mahfuz hisse sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar,görünüşteki satış akdinin muvaazalı,gizli bağış sözleşmesinin ise kanunda öngörülen şekil koşulunu taşımadığını ileri sürerek dava açabilirler”Hukukçuların saf kendilerinin ise çok zeki olduğunu sanan bir kısım kişiler ise yasayı kandırma amacıyla satışı önce güvendikleri bir yapmakta sonra gayrimenkul yahut menkul mallarını asıl bağış yapmak istedikleri kişi adına tescil yöntem de çok bilinen ve çok karşılaşılan bir yöntem olduğundan, Yargıtay arada kaç tane satış olursa olsun malın son sahibi miras bırakan kişinin mirasçılarından birisi ise karine ön kabul olarak bu satışların muvazaalı danışıklı işlem olduğunu kabul aksinin ispatı yükünü ise alıcı mirasçıya bırakanın gerçekten bu satış işlemini yapmak zorunda kalacak kadar paraya ihtiyacı olup olmadığı, bu satış yapılırken bankadaki para trafiği, bankadan miras bırakana para aktarımı yapıldıktan sonra miras bırakanın bu parayı nereye transfer ettiği, gerçekten ihtiyacı varsa örneğin hastanenin hesabına yada bankadaki kredi kapama işlemine mi havale edildiği gibi hususlar mahkemece araştırılmakta ve davanın neticesi alıcı görünen mirasçının bu hususları ispatlayıp ispatlayamadığına göre muvaazası Miras bırakanın danışığı davasında işlemin ne kadar süre önce yapıldığı yahut aradaki mirasçı silsilesinin önemi hükümsüz olan bu işlem aradan zaman geçmekle geçerli hale başka deyişle bu işlemler aleyhine açılacak davalarda zamanaşımı dava ,ancak dava açan kişiler bakımından hüküm ifade 5 kardeşin babalarına mirasçı olduğunu annelerinin ise vefat etmiş olduğunu yani mirasçı olarak yalnızca bu 5 kardeşin kaldığını farzedelim. Sağlığında Baba kendi üzerine kayıtlı 100 dönüm tarlayı Zeki isimli mirasçıya satış göstererek devretmiş kalan Afet, Nedret,İsmet,İffet isimli 4 mirasçıdan sadece Afet ve Nedret isimli 2 tanesi dava açmış ise dava açmayan ismet ve iffet bu davadan tapu tamamen miras bırakan adına tescil olunarak herkese payı dava açan Afet ve Nedret kendi payları olan 1/5 er hisselerini yani 20 dönümlerini alırlar kalan 60 dönüm Zeki isimli mirasçının uhdesinde zaman da miras bırakan ile mirasçı arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapılmakta ve böylece kanuna karşı hile yoluna başvurulmaktadır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bir kimse belli bir mal veya malvarlığı değeri karşılığında miras bırakana bakmak karşılığında bakılan kişi öldükten sonra da o malın veya malvarlığı değerinin sahibi olmak hakkını Yargıtay özellikle anne ve baba ile çocuk arasındaki bu tür sözleşmeleri kesin olarak geçersiz saymakta idi. Ancak yeni tarihli kararlarında mahkemelerden gerçek durumu araştırmasını gerçekten de diğer çocukları bakılan kişiye hiçbir şekilde bakmadığı halde evlatlarından birisi onun tüm ihtiyacını karşılayarak bakıyor ise bu takdirde bu sözleşmeye geçerlik tanımak gerektiğini kabul etmektedir. Yargıtay yalnızca ölünceye kadar bakma sözleşmesi için değil ayrıca sağlar arası kazandırmalarda da satış sözleşmelerinde de bu temlikin minnet duygusu ile yapıldığı takdirde geçerli olduğuna karar tür satışlarda mirasçının olağan ahlaki ödevein üstünde yapmış olduğu bakım ve yardımın semen olarak kabul edilmesi gerektiğini böylece karşılığında hiç veya çok az bir bedel verilmiş olsa da yapılan aşırı efor ve bakımın semen olarak değerlendirilmesi gerektiğini bu sebeple yapılan temlikin iptal edilemeyeceğini içtihat başka miras bırakanın mirasçıları arasında mallarını paylaştırmaya yönelik olarak yapmış olduğu işlemler de muvazaa kapsamında değerlendirilemeyecektir. Bu paylaşımın tamamen eşit yahut saklı pay sahibi mirasçıların saklı payını kesin olarak gözetmesi gerekmez. Eğer eşitsiz bir dağıtım var ise saklı payı zedelenen mirasçının burada izahını vermiş olduğumuz muvazaa sebebi ile tapu iptali ve tescil davası değil tenkis davası açması gerekir. Muvazaa sebebi ile tapu iptali ve tescil davasının koşulları ile tenkis davasının koşulları ve sonuçları arasında pek çok fark olduğundan tenkis davası ayrı bir yazıda olguların varlığı halinde ise bu durum muvazaa sebebi ile tapu iptali ve tescil davası açmak için önemli delil niteliğini taşır. Bunlardan ilki yapılan tapu satışında gösterilen satış değeridir. Tapuda gösterilen değer ile gerçek değer arasında uyumsuzluk büyük ise yani arada bir kattan daha büyük fark var ise bu takdirde Yargıtay pek çok kararında yapılan satışın mirasçıdan mal kaçırmak amacı ile yapıldığını kabul tarihinde tapuda satış gösterilen kişinin alım gücü ile Satış yapan miras bırakanın bu satışı yapmaya ihtiyacı olup olmadığı araştırılmalıdır. Miras bırakanın bu satışı yapmaya ihtiyacı yok ise ve alıcının da bu gayrimenkulü alabilecek ekonomik gücü yok ise bu takdirde miras bırakanın bu satışı mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla yaptığı davalar ancak miras bırakan vefat ettikten sonra açılabilir. Miras bırakanın sağlığında bu tür temlikler hakkında dava davacı ancak kendi payı nispetinde tapunun iptalini sağlayabilecektir. Yani veraset ilamındaki payı ¼ oranında ise tapu ¼ oranında davacı adına tescil olunacak bu tescil diğer mirasçılar bakımından hüküm ifade bırakanın mirasçıdan kaçırdığı mal yeniden iyiniyetli 3. Kişiye satılmış ise bu takdirde dava bedelin tahsili olarak dava Asliye Hukuk Mahkemesinde açılacak olup davada yetkili mahkeme gayrimenkulün bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesidir. Birden Fazla gayrimenkul devredilmiş ise bu takdirde Gayrimenkullerden herhangi birirnin bulunduğu yer mahkemesi konusu gayrimenkul tapusuz ise bu takdirde Muvazaa sebebi ile Tapu iptal ve tescil davası değil tenkis davası kararlarını taradığımız esnada karşılaşmadığımız bir husus mehir olarak taşınmazın verildiği hallerde bu temlik iptale tabi olabilir mi? Kanaatimizce bu tür tasarruflar da iptale tabi olmayacaktır. Aile konutu, Medeni Kanunda yer alan düzenleme ile ailenin yaşamını devam ettirip barınma ihtiyacını karşıladığı yer olmakla birlikte, aile açısından koruduğu manevi değer de düşünülerek kanun hükmü ile koruma altına alınmıştır. TMK 194. madde hükmüne göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Aile konutu kanun koyucu tarafından ailenin birliği ve devamlılığı için korunması gereken bir değer olarak görülmüş ve eşlerin aile konutuna ilişkin yapacakları hukuki işlemlerde diğer eşin açık rızasını arayarak sınırlama getirmiştir. Ancak bir konutun aile konutu olduğunun ileri sürülebilmesi ve hukuki korumadan faydalanabilmek için taşınmazın bulunduğu Tapu Sicil Müdürlüğü’ n de aile konutu şerhi düşülmesi, ileride çıkabilecek uyuşmazlıklarda aile konutu olduğunun ispatı açısından fayda sağlayacaktır. Aile konutu şerhi ile ilgili düzenleme yalnızca malik olunan taşınmaz hakkında değil kira sözleşmesi ile kiralanan taşınmazın aile konutu olarak kullanılması halinde de sınırlı bir koruma sağlamaktadır. Kira sözleşmesine taraf olmayan eşin açık rızası olmadıkça, sözleşmenin tarafı olan eş kira sözleşmesini feshedemeyecektir. Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur. Malik eşin, aile konutunu bir üçüncü kişiye satması ve devir işlemlerini gerçekleştirmesi sonucunda, malik olmayan eş, aile konutu niteliğindeki taşınmazın devri işleminin geçersizliği için, tapu iptal ve tescil davası açmak zorunda kalacaktır. Taşınmaza ait tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunması halinde ise, taşınmazın, malik olmayan eşin açık rızası olmaksızın üçüncü kişilere devri tehlikesi engellenmiş olacaktır. Aile konutu niteliğindeki taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne ’aile konutu şerhi’’ konulmasını, Tapu Müdürlüğü’nden isteyebilecektir. Tapu Kütüğünde aile konutu şerhi konulmamış ise, tapuda yapılan devir işleminin tarafı olan iyi niyetli üçüncü kişinin kazanımı TM 1023. madde hükmü gereği korunur. Ancak aranan iyi niyet koşulunun belirlenmesinde tapuda aile konutu şerhi olmayan taşınmazı devralan üçüncü kişinin konutun aile konutu olduğunu bilebilecek durumda olup olmadığı önem arz etmektedir. İyi niyetli üçüncü kişinin hak kazanımında tapu siciline güven ilkesinden yararlanması asıldır. Tapu kütüğünde aile konutu şerhi olmasa dahi üçüncü kişi bu durumu bilen veya bilebilecek durumda olan kişi olması halinde iyi niyetin varlığının kabulü mümkün olmayacaktır. Malik olmayan eşin, yapılacak işleme ilişkin açık rızası alınmaksızın, malik eş tarafından aile konutunun devri veya ayni hakka konu olması halinde bu işlem geçersiz olacaktır. Bu durumda da, gayrimenkulün aile konutu olduğundan bahisle ’tapu iptal ve tescil davası’’ açılması mümkündür. AİLE KONUTUNA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA DAVACI- DAVALI Rızası alınmadan aile konutunun üçüncü kişiye devri sebebiyle mağdur olan eş, tapu iptal ve tescil davasının davacısı olacaktır. Tapuda aile konutunun adına tescili ile malik olarak görünen kişi veya kişiler ise davanın yöneltileceği davalılar olacaktır. Davada hem devri gerçekleştiren malik eşin, hem de taşınmazı devralan kişinin davalı olarak gösterilmesi gerekmektedir AİLE KONUTUNA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME Aile konutuna dayalı açılacak tapu iptal ve tescil davası, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine dair 4787 sayılı Kanunun 4 maddesinde yer alan aile hukukundan kaynaklanan dava ve işlerden olduğundan bu davalarda görevli mahkeme Aile mahkemeleridir. HMK 12. maddesi “Taşınmazın Aynından Doğan Davalarda Yetki” başlığı ile tapu iptali ve tescili davalarında yetkili mahkemenin taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi olduğunu düzenlenmiştir. Kanunda yer alan düzenlemeye göre, satış ve devir işlemlerinde rızası alınmayan eş tarafından açılacak tapu iptal ve tescil davasında aile konutunun bulunduğu yerdeki Aile Mahkemesi davaya bakmakta görevli ve yetkili mahkemedir. ZAMANAŞIMI Tapu iptal ve tescil davaları mülkiyet hakkına ilişkindir. Dolayısıyla özellikle bu dava için düzenlenen herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Ancak TMK da iyi niyetli kişilerin haklarının korunması amacı ile olağan zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Buna göre aile konutunu satın alan iyi niyetli üçüncü kişiler; tapu sicilinde kesintisiz ve herhangi bir davaya konu olmadan geçireceği 10 yıl sonunda o taşınmazın maliki olmaktadır. Dolayısıyla 10 yıl boyunca tapu sicilinde kesintisiz ve davasız gözüken iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, on yıldan sonra aile konutuna dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz. AİLE KONUTUNA DAYALI TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASINDA HARÇ Tapu iptal ve tescil davaları konusu para veya para ile değerlendirilebilen davalar olduğundan nisbi harca tabidir. Harçlar Kanunu’nun 16. maddesinde de belirtmiş olduğu üzere tapu kayıt iptali gibi gayrimenkul aynına ilişkin harçlar gayrimenkul değeri üzerinden hesaplanacaktır. Taşınmaza dair kesin bir değer keşif sonucu oluşturulan bilirkişi raporu ile belirlenecektir. Ancak tapu iptal ve tescil davasında davaya konu olan taşınmazın değerinin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde belirtilen değer üzerinden 2021 yılı Yargı Harçları Tarifesi üzerinden binde 68,31’i hesaplanarak harç ödemesi peşin alınmak üzere ödenecektir. Aile konutuna dayalı açılan tapu iptal ve tescil davalarında alınması gereken harca esas bedel aile konutunun üçüncü kişiye devrinde gösterilen satış bedeli olarak belirlenip, bu değer üzerinden dava harcı hesap edilecektir. EMSAL YARGITAY KARARLARI ’Dava, tapuiptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması istemine ilişkindir. Aile konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır TMK Bu rıza alınmadan konutla ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla evlilik birliği süresince ileri sürülebilir. Evlilik, boşanma yahut da iptal kararıyla sona ermiş ise, Türk Medeni Kanunu’nun 194 maddesinin “Aile Konutuna” sağladığı koruma da sona erer, diğer eşin rızası alınmadan yapılan tasarruf işlemi yapıldığı andan itibaren geçerlilik kazanır. Toplanan delillerden, tarafların yargılama sırasında tarihinde kesinleşen kararla boşandıkları anlaşılmaktadır. Evlilik boşanma ile sona erdiğine göre dava konusu taşınmaz aile konutu olma niteliğini kaybetmiştir. Bu husus gözetilerek konusuz kalan dava hakkında “Karar verilmesine yer olmadığına” dair karar vermek ve yargılama giderleri ile vekalet ücretini, dava tarihi itibariyle tarafların haklılık durumları dikkate alınarak, tayin ve takdir etmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.’’ Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/8403 E. 2020/450 K. sayılı tarihli ilamı ’Türk Medeni Kanunun 194. maddesi hak sahibi eşin iradi tasarrufları için uygulanır. AileKonutu olan taşınmazın maliki tarafından üçüncü kişiye devredilmesiyle, taşınmazın aile konutu vasfı sona ermez. Ancak bu halde mülkün devrine ilişkin tasarruf iptal edilmediği sürece, devredenin eşine ait Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesinden kaynaklanan mülkiyet hakkını sınırlandırıcı işleme yönelik dava hakkı kendiliğinden ortadan kalkar. Konutun mülkiyeti ipotekle yüklü olarak üçüncü kişiye geçtiğine, diğer bir ifade ile mülk elden çıktığına göre taşınmazın mülkiyeti üçüncü kişide oldukça ipotekle ilgili dava hakkı da kalmaz. Bu bakımdan ipoteğin kaldırılması davasının dinlenebilmesi için taşınmazın mülkiyetinin devrine ilişkin tasarrufun iptali için davacıya dava açmak üzere kesin süre verilmeli, davanın açılması halinde neticesi beklenmeli, davanın açılmaması halinde ise davacının ipotekle ilgili dava açma hakkının artık kalmadığı gözetilerek ipoteğin kaldırılması davasının reddine karar verilmelidir. Mahkemece bu yön nazara alınmayarak, açıklanan yönde işlem yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.’’ Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 216/12793 E. 2017/14136 K. sayılı tarihli ilamı. ’4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 194/1. maddesine göre, eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, ailekonutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi konulmuş olmasa da eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu için değil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhi verilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerh konulmasa dahi aile konutu Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutu olmamakla aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenle aile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh kurucu değil açıklayıcı şerh özelliğini taşımaktadır. Anılan madde hükmü ile getirilen sınırlandırma emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak belirli olan bir işlem için verilebilir. Türk Medeni Kanunu madde 193. hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukuki işlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanunu’ nun 194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlem özgürlüğü, aile birliğinin korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre, eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesi gibi tek başına bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğer eşin açık rızası alınarak yapılabilir. “Türk Medeni Kanununun 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin açık olması gerekir.’’ Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/24946 E. 2018/4591 K. sayılı tarihli ilamı ’Davacı, dava konusu taşınmazın ailekonutu olduğu iddiası ile Türk Medeni Kanununun 194. maddesi uyarınca satışın iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın, davacının eşi … tarafından tarihinde davalılardan …’e devredildiği, …’ün de tarihinde taşınmazı davalılardan …’na devrettiği anlaşılmaktadır. Aile konutu olan taşınmazın, hak sahibi olan eş tarafından üçüncü kişiye devri, davacının açık rızasını gerektirmektedir TMK m. 194/1 HGK’ nun tarih 2017/2-1604 esas, 2017/967 karar sayılı kararı. Bu rıza alınmamıştır. Toplanan delillerden davalılardan … ve …’in birbirlerini tanıdıkları, taşınmazın aile konutu olduğunu bildikleri, el ve iş birliği içinde kısa süre içinde taşınmazı devrederek, kötü niyetli olarak hareket ettikleri anlaşılmaktadır. Bu sebeplerle davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir.’’ Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3649 E. 2018/7760 K. sayılı tarihli ilamı Yargıtay Hukuk Dairesi Esas 2019/68Karar 2019/663 “İçtihat Metni”MAHKEMESİ … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, İlk Derece Mahkemesince, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı ve satış bedelinin ödendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince karar kaldırılarak oy çokluğu ile davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı … ve davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; KARAR Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan …’ın, 1553 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 8 nolu bağımsız bölümün acil paraya ihtiyacı olması halinde satılması amacıyla vekil davalı …’e yetki verdiğini, davalının vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı diğer davalı …’e devrettiğini, temlik hakkında bilgi verilmediğini ve satış bedelinin ödenmediğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tescile, olmazsa TL’nin tahsiline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar, satış bedelinin ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı ve satış bedelinin ödendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince karar kaldırılarak oy çokluğu ile tapu iptali ve tescil talebinin reddine, TL’nin davalı …’ten tahsiline karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’ın tarihinde ölümü ile geri davacılar eşi Medine ile çocukları …ve…’ın mirasçı olarak kaldıkları mirasbırakanın maliki olduğu 1553 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan 8 nolu bağımsız bölümün, … 6. Noterliğinin tarih 330 yevmiyeli vekaletnamesi ile vekil davalı … tarafından tarihli satış akdi ile TL bedelle diğer davalı …’e devredildiği, akitte Vakıflar Bankası lehine ipotek tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsuründan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun TBK sadakt ve özen borcu, vekilin vekil edene karış en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesi 818 sayılı Borçlar Kanununun 390. maddesinde aynen; “Vekil, vekalet borcunun bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. TBK’nin 504/1 Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK7de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumlulu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun TMK 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden resen göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilimiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olayda, çekişme konusu 8 nolu bağımsız bölümün tamamı mirasbırakan …’a aitken, dilediği bedelle dilediği kişiye satılmak üzere davalı …’i tarihinde vekil tayin ettiği, vekilin tarihinde taşınmazı davalı …’e temlik ettiği, …’ın devirden kısa süre sonra tarihinde öldüğü, dinlenen tanıklarca kayıt maliki …’in kızı …’ın vekil …’in çalışanı olduğu, … ile mirasbırakan …’ın gayri resim birliktelik yaşadığı, bu nedenle eşi ve çocuklarının mirasbırakanı terk ettiği, aralarının iyi olmadığı beyan edilmiştir. Vekalet görevinin kötüye kullanımından söz edilebilmesi için vekille alıcının el ve işbirliği içerisinde satıcıyı zararlandırma kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. Bu durumda, eldeki dava da dosya kapsamı ve toplanan delillerden vekille alıcı …’in el ve işbirliği içinde olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, davalı …’in temliğin yapıldığı gün konut kredisi almış olduğu, eksiğin tamalanması suretiyle getirilen belgelerden TL’nin aynı gün davalı … tarafından hesabından çekildiği açıktır. O halde, taşınmazın satışına ilişkin bedelinin ödenmediği tartışmasızdır. Tüm bu somut olgular yukarıda değinilen ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle devredildiği sonucuna böyle olunca, davacıların tapu iptali ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. Davalı …’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, davacıların yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi gereğince … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2 maddesi gereğince dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Tapu Tescil Davası Nasıl Nerede Açılır? Tapu iptali ve tescil iptali davaları kanuna aykırı bir şekilde usulsüz olarak düzenlenen tapu kayıtlarının düzeltilmesi veya eski haline getirilmesi için açılan hakkının korunmasına yönelik davalardan olan tapu tescil davaları mahkeme hükmünün kesinleşmesiyle hukuki sonuç doğurmakta ve mülkiyet hakkının korunması amacıyla malik sıfatına hakim olma imkanına sahip kimseler tapu tescil davası açarak haklarını tescil davası çekişmeli olarak ele alınan ve davalı tarafın tapu tescilini elinde bulunduran kimse aleyhine açıldığı davalardandır. Miras yoluyla tapu tescili iptaline konu olan taşınmaz davası açılıyorsa bu durumda mirastan pay alan mirasçılar dava durumlarda da hazine aleyhine ya da ipotek hakkı, ön alım hakkı gibi hususlarda üçüncü kişiler aleyhine de dava açılması Tescil Davasının Açılma NedenleriTapu iptali ve tescil iptali davaları diğer hukuk mahkemesi davalarından farklı olarak birçok sebebe dayanılarak açılabilmektedir. Tapu iptal davasının açılma nedenleri şunlardırKazandırıcı zamanaşımı ve zilyedi uzun süre elinde bulundurma sebebiyle tapu tescil davası; belli bir süre taşınmaz bir mali zilyedinde bulunduran kimse tapu tescil davası açarak o malın maliki olmaya hak kazanır. Örneğin köy tüzel kişiliğine ait bir taşınmazı aralıksız olarak 20 yıl malik gibi elinde bulunduran bir kimse hazineye karşı tapu iptali ve tecil davası dilekçesi ile dava açarak elinde bulundurduğu malın sahibi muvazaası sebebiyle tapu iptal davası; miras bırakan kişi mirasçılarının tamamını veya bir kısmını mirastan yoksun bırakmak ve üçüncü kişileri aldatarak aslında hileli bir satış işlemi yapması halinde bu işlem ispat edilerek tapu iptali davası ehliyetsizlik nedeniyle tapu tescil iptali davası; tapu devri yapan mal sahibinin tapu devri sırasında ayırt etme gücüne sahip olmadığı veya temyiz kudretinin elinden alınarak zorla satış yaptırıldığı gibi gerekçeler ileri sürülerek dava kaydı sırasında yaşanan sorunlar sebebiyle tapu iptal davası; imar kaydı sırasında tapu kadastro kayıtlarına kayıtların yanlış işlenmesi sebebiyle tapu iptali davası konutunun satılması nedeniyle tapu tescili davaları; aile konutu şerhi bulunan konutun satılması, ipotek edilmesi gibi durumlarda diğer eşten rıza alınmaması halinde tapu tescil iptali davası kadar bakma sözleşmesi nedeniyle tapu tescil davaları; ölünceye kadar taşınmaz sahibini bakacak olan kimsenin bu sorumluluğunu yerine getirmemesi halinde tapu iptali mahkemeden talep sözleşmesinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu tescil davaları; asıl mal sahibinin rızası olmadan ve asıl mal sahibinin zarara uğratılması şeklinde vekalet görevinin hukuka aykırı olarak kullanılması halinde tapu tescili davası açılarak işlemin iptali mahkemeden Tescil Davası Dilekçesinin HazırlanmasıTapu iptali ve tescil iptali davaları taşınmaz üzerinde pay sahibi bulunan kimseler ve vekilleri tarafından hazine aleyhine ya da taşınmazı elinde bulunduran gerçek kişiler aleyhinde tapu tescil davası dilekçe örneği ile mahkemeye başvurmak suretiyle açılmaktadır. Dava dilekçesinde;Davalı, davacı kimlik bilgileri ve adresleri, varsa avukata ait bilgiler,Dava açılacak mahkeme,Davanın konusu,Davaya konu olaylar ve hukuki dayanaklar,Netice ve talepBölümlerinin eksiksiz olarak hazırlanması gerekmektedir. tapu iptal davalarında ispat yükümlülüğü davacıya bırakıldığından dava açılmasına sebep olayların kanuna uygun delillerle mahkeme huzurunda ispat edilmesi İptali ve Tescil Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme Neresidir?Tapu iptali davaları hukuki olarak yukarıda sayılan nedenlere bağlı olarak açılabilmektedir. Tapu iptal davalarında görevli kılınan genel mahkemeler asliye hukuk mahkemeleridir. Tapu iptali ve tescil iptali davalarının yer yönünden nerede görüleceğine ise taşınmazın bağlı bulunduğu yerleşim yerine göre karar Dava, tapu iptali ve tescil, terditli olarak alacak istemine ilişkin olup; Uyuşmazlık ihtiyati tedbir kararına itirazdan kaynaklanmaktadır. Davacı tarafın iddiası, buna dayanak gösterdiği deliller, uyuşmazlığın niteliği, tapu kaydı ve tedavülleri yanında dosya kapsamındaki diğer bilgi ve belgelere göre talep yönünden yaklaşık ispat koşulunun sağlandığı anlaşıldığından ihtiyati tedbir kararı verilmesi doğru olsa da;Yaklaşık ispat durumunda Hakim, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte zayıf bir ihtimal de olsa aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı edemeyeceğinden talepte bulunandan; davalının olası zararlarının karşılanması amacı ile uygun bir miktarda teminat da alınarak ihtiyati tedbire karar verilmesi gerektiği olayda, bağımsız bölümlerin dava değerleri tespit edilmediğinden ihtiyati tedbire konu …. ve …. nolu bağımsız bölümlerin tespit edilecek değerleri üzerinden takdir edilen ….oranında teminat karşılığında ihtiyati tedbirin devamı uygun bulunduğundan başvuran davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile düzeltilerek karar Tescil Davası İstinaf Mahkemesi KararıTAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI – İSTİNAF BAŞVURUSUNU İNCELEME GÖREVİNİN BAŞKA DAİRENİN GÖREV ALANINA GİRDİĞİ – DOSYANIN BAŞVURUYU İNCELEMEKLE GÖREVLİ DAİRESİNE GÖNDERİLMESİÖZET Dava; muris muvazası nedeniyle tapu iptali ve tescil, tapu iptali ve tescilin mümkün olmaması halinde tenkis talebine ilişkindir. Hakimler ve Savcılar Kurulu .. Dairesinin ….tarih ve …. sayılı iş bölümü kararı gereğince, ….tarih, …sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararına konu edilen ve uygulamada muris muvazaası olarak adlandırılan hukuksal nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemli davalar ile tenkis davaları sonucu verilen hüküm ve kararlar” hakkındaki istinaf başvurusunu inceleme görevi ilgili Hukuk Daireleri’ne ait olduğundan dosyanın görevli daireye gönderilmesine karar vermek ve Savcılar Kurulu ilgili Dairesinin ….tarih ve ….sayılı iş bölümü kararı gereğince, istinaf başvurusunu inceleme görevi dairemizin görev alanına girmediğinden dairenin görevsizliğine, dosyanın başvuruyu incelemekle görevli …Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili Hukuk Dairelerinden birine gönderilmesine karar Tapu Tescil Davası konusu yer almıştır. Diğer bilgilendirici makaleler için Ankara Avukat ve Gayrimenkul Hukuku Avukatı sayfalarını ziyaret Tescil Davası Sıkça Sorulan SorularTAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI – DAVACIYA ÖNALIM HAKKINI KULLANIP KULLANMAYACAĞININ SORULMASI GEREKTİĞİ – DAVACILARA UYGUN BİR SÜRE TANINARAK SONUCUNA GÖRE BİR KARAR VERİLMESİ Mahkemece, davacıya resmi senette gösterilen taşınmaz pay bedelleri ile davalı tarafından yapılan tapu harç ve masrafları toplamı üzerinden Önalım hakkının kullanıp kullanmayacağı sorularak depo edilmesi için davacılara uygun bir süre tanınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken belirtilen husus gözetilmeden yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması İPTAL VE TESCİL DAVASI – TAPU KAYDI TEDAVÜL KAYITLAR TAPULAMA TUTANAĞINDAKİ AÇIKLAMALAR VE KÖY SENEDİ İÇERİĞİNE GÖRE KAYIT MALİKLERİ TANINAN VE BİLİNEN KİŞİLER OLUP MADDEDE YAZILI KOŞULLARIN Tapu kaydı, tedavül kayıtlar, tapulama tutanağındaki açıklamalar ve köy senedi içeriğine göre kayıt malikleri tanınan ve bilinen kişiler olup, maddede yazılı koşulların gerçekleştiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Mahkemece, bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonunda yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle kayıt maliklerinin bilinmeyen kişiler olduklarından hareketle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

ipotekli taşınmaz için açılacak tapu iptali ve tescil davası