insanın yaratılışı ile ilgili ayetler ve anlamları
Eğer Kur’an herhangi bir ayetinde varlık ayetini referans gösteriyorsa ve referans gösterdiği varlık ayetleri kendisinin söylediğinden başka ise bu durumda Kur’an’ın hiçbir inandırıcılığı kalmayacaktır. İşte bu çerçeveden, konumuz olan Sema ve Semavat kavramlarının Kur’an’da nasıl anlatıldığına ve varlık
Allah ve Resulüne itaat, kuru bir kuralcılığı değil, hem kadının hem de erkeğin davranışlarında kulluk bilincini kuşanmasını; yatay gibi görünen ilişkilerde dahi sürekli dikey bilincin farkında olmalarını; bağımsız ve özgür bireyler olarak değil, birbirine kulluk ve yaratılış bağıyla bağlanan iki insanın kendi
Bismillahirrahmanirrahim Bakara-43 “Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.”. Bakara-125 Aklını Kullanmak ve Tahkiki İman. İlk ayeti "Oku!" emriyle başlayan Kur'ân'ın içeriği olan ayetler gibi İnsan da, evren de kısaca yaratılmış olan her şey Korku İle İlgili Bazı
Ve O'nun ayetlerindendir yaratılışı göklerin ve yerin; ve farklılığı dillerinizin-lisanlarınızın ve renklerinizin; doğrusu bundadır mutlak ayetler bilenler için. ( ٱخْتِلَٰفُ ) htilafu kelimesi kökü ( خلف ) farklı olmak (to be different), farklılaşmak (differ), birbirinden ayrılmak (diverge) anlamındadır.
İslamın Şartları İle İlgili Ayetler Ve Hadisler (Diyanet) #İslam'ın Şartları Nelerdir? Twitter Linkedin Flipboard Linki Kopyala Yazı Tipi. Mayıs 11, 2020 01:09.
Site De Rencontre Payant Pour Femme Et Homme. Kuran-ı Kerim’e göre insanın yaratılışı nasıl olmuştur? Hz. Adem’in topraktan yaratılış Kerîm’de Hazret-i Âdem’in topraktan yaratılış safhaları şöyle beyan buyrulmaktadır 1. Toprak Safhası “Allah Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi, o da hemen oluverdi.” Âl-i İmran, 59 2. Çamur Safhası “Allah yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmış ve insanı yaratmaya da çamurdan başlamıştır.” Secde, 7 3. Yapışkan Çamur Safhası “Şüphesiz Biz onları Âdem ve neslini yapışkan bir çamurdan yarattık.” Saffât, 11 4. Havada Kurumuş Çamur Safhası “Andolsun Biz insanı, havada kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.” Hicr, 26 5. Ateşte Pişmiş Çamur Safhası “Allah insanı, ateşte pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” Rahmân, 14 KUR’AN’DA İNSANIN YARATILIŞI Hazret-i Âdem’den sonra onun sulbünden gelecek her bir insanın yaratılış serüveni ise âyet-i kerîmede şöyle özetlenmektedir “Sonra o nutfeyi, bir aleka yapışkan ve döllenmiş yumurta yaptık. Peşinden, o alekayı bir mudğa bir çiğnem et hâline getirdik; ardından bu bir çiğnem eti, kemiklere iskelete çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan olarak meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” Mü’minûn,14 İNSANIN YARATILIŞ SAFHALARI Cenâb-ı Hak, ibretlerle dolu yaratılış safhalarının ilkini teşkil eden çamur, yani Hazret-i Âdem’in yaratılışındaki toprak safhası, görünüm itibârıyla hiçbir zerâfeti bulunmayan değersiz bir maddedir. Bundan sonraki safhalar ise, atılmış değersiz bir su; yapışkan ve donuk bir kan pıhtısı; ağızda çiğnenmiş bir görüntü arzeden, câzib olmayan ve hattâ tiksinti veren bir madde... Daha sonra ilâhî kudret tecellîsiyle bir zerâfet ve ihtişâm manzarasını teşkil eden san’at hârikası insanın teşekkülü... Bunu tâkiben maddenin ve rûhun dinçlik ve zindeliği, nihâyet bu gelişme seyrinin tersinden tekrarıyla, yine geldiği yer olan toprakta çürüyüp kayboluş! Ardından, çürümüş beden içerisinde âdetâ bir cıva damlacığı gibi çürümeyen ve kendisine “acbu’z-zeneb” adı verilen tek bir tohumdan, bir bitkinin vücûda geliş seyrinin sür’atlendirilmiş şekli gibi yeniden ortaya çıkış ve diriliş! KURAN’DA TEFEKKÜR Cenâb-ı Hak, âyet-i kerîmelerle insanı bu kesret âlemindeki mâcerâları tefekkür etmeye dâvet eder “Kime uzun bir ömür verirsek, biz onun gelişmesini tersine çeviririz gücünü azaltırız. Sonunda o, zayıf ve ihtiyar bir hâle gelir. Hiç düşünmüyorlar mı?“ Yâsîn, 68 “Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğünüzün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından da yine bir güçsüzlük ve ihtiyarlık veren Allah’tır. O, ne dilerse yaratır. O, hakkıyla bilendir, her şeye kâdirdir.” Rûm, 54 “Sizi ondan topraktan yarattık, yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız!..” Tâhâ, 55 Bu âyetler gösteriyor ki insan bedeni, yaşadığı safhalar göz önünde bulundurulduğunda sürekli bir değişim içindedir. İnsan hayâtı fânî olduğu gibi, onun dünyadayken sâhip olduğu güç, kuvvet ve kâbiliyetleri de devamlı değildir. Kaynak Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları İslam ve İhsan
Madde ve mana evrenlerinin tek yaratıcısı kuşkusuz eşi ve benzeri olmayan Yüce Allah’tır. O’ndan başka ilah ve O’ndan başka yaratıcı yoktur. En güzel isimler ve en yüce nitelikler O’nundur. Yüce Allah, her varlığı öncesiz ilmi ve kudretiyle belirlediği bir biçimde yaratmıştır. Varlıkların birbirlerine benzemeyen bu yaratılışlarına “fıtrat” denir. Fıtratların değişmeyeceği de kesin bir hükme bağlanmıştır. Bu değişmez kesin hükmün adı ilahi sözde “ed-dinü’l kayyım”dır. Din sözcüğünün Bağlamak, yol, hüküm, ceza, ödül, şeriat, uyma, ibadet, kulluk, niyet, millet, âdet, durum, mülk, kaza, önlem, boyun eğme, iman, takva, saltanat, bağlılık, yönetme ve kuşatmagibi çeşitli anlamları vardır. Kayyım sözcüğü de dosdoğru, düzgün, sapsağlam, değerli, başkan, idareci gibi anlamlara gelmektedir. Buna göre Yusuf Suresinin 40., Rum Suresinin 30. ve Beyyine Suresinin 5. âyetlerinde geçen “ed-dinü’l kayyım” ifadesi dosdoğru ve sapsağlam hüküm demektir. Allah’ın koyduğu hüküm düzgün ve sağlam olunca, artık bu hükmün değişmesi veya değiştirilmesi söz konusu bile olamaz. Genelde her canlının birbirlerine benzemeyen ve onu diğer canlılardan ayıran özellik ve niteliklerin toplandığı bir yaratılış biçimi vardır. Biz bu fiziksel bedenlerin özellik ve niteliklerine bakarak canlıları birbirlerinden kolaylıkla ayırt ediyor ve gördüğümüz her canlıyı şu insan, şu maymun, şu kedi, şu köpek, şu kurt, şu aslan ve şu kaplan diye adlandırıyoruz. Böylece hiç bir canlıyı diğerleri ile karıştırmıyoruz. Tekrarlamak gerekirse canlıların, fiziksel bedenlerini birbirinden ayıran farklı nitelik ve özelliklerdeki bu yaratılışlarına fıtrat denir. Yüce Allah, Rum Suresinin 30. ayetinde insan fıtratı/yaratılışı ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur “Ey Rasulüm Muhammed! Sen yüzünü hanif tevhid ehli olarak dine Allah’ın değişmez hükmüne çevir. Bu Allah’ın fıtratı yaratışıdır ki, insanları onun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında ise asla değişme olmaz. İşte dosdoğru, sapsağlam ve değişmez din hüküm budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.” Bu konuda Buhârî ve Müslim’in ortaklaşa Ebû Hüreyre ra’den rivâyet ettikleri bir hadiste Rasûlullah sav Efendimiz şöyle buyurmuşlardır “Her doğan çocuk belli bir fıtrat üzere doğar. Sonra anne ve babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyanlaştırır, ya da Mecusileştirir. Bunun gibi bir hayvan yavrusu da tüm organları yerli yerinde olduğu halde doğar. Siz onda herhangi bir noksanlık görüyor musunuz?” Hadisin asıl metninde, fıtrat sözcüğü yalın olarak geçtiği halde bu hadisi Türkçe’ye tercüme edenler, fıtrat sözcüğüne bir de “İslâm” sözcüğü ekleyerek fıtratı “İslâm Fıtratı” biçimine sokmuşlardır. Yani hadisi Türkçe’ye çevirenlere göre Sevgili Peygamberimiz, fıtrat sözcüğü ile İslâm fıtratını kastetmiş olmalıdır. Sonunda hadis “Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, ancak anne ve babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyanlaştırır, ya da Mecusileştirir. Yani hangi dinden iseler çocuğu da o dine çevirirler” biçimini almıştır. Hadis bu kadarıyla Türkçe’ye çevrilir ve kürsülerden bu kadarıyla anlatılır. Gerisi gereksiz bir fazlalıkmış gibi tercüme ve anlatımdan çıkarılır. Çünkü hadisin başlangıcıyla sonu arasında bir anlam bütünlüğü kurulamaz. Fıtrat hadisini yukarıdaki biçimde tercüme edenler, kendi yorumlarını da tercümede hadismiş gibi gösterme gafletine düşmüşlerdir. Oysa “Kim, kasten bile bile bana yalan isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” Peygamber uyarısını hiç duymamış veya hiç anlamamış gibidirler. Hadiste geçen fıtrat sözcüğünü eğer İslâm fıtratı biçiminde yorumlayacak olursak, bu anlamın Rum suresinin 30. ayetinde belirtilen “Allah’ın yaratmasında asla değişme olmaz!”hükmü ile çeliştiği görülecektir. Çünkü fıtrat hadisinde, her çocuğun üzerine doğduğu belirtilen İslâm fıtratını anne ve babanın değiştirebileceği belirtilmektedir. Gerçekte Rum sûresinin fıtrat hadisi arasında hiçbir çelişki bulunmamaktadır. Eğer Fıtrat Hadisinin Türkçe çevirisinden İslâm sözcüğü çıkarılacak olursa, âyetle hadis arasında tam bir anlam bütünlüğünün bulunduğu görülecektir. Şimdi Rum suresinin 30. ayeti ile fıtrat hadisini yeniden ele alalım. “Ey Rasulüm Muhammed! Sen yüzünü hanif tevhid ehli olarak dine Allah’ın değişmez hükmüne çevir. Bu Allah’ın fıtratı yaratışıdır ki, insanları onun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında ise asla değişme olmaz. İşte dosdoğru, sapsağlam, değişmez din hüküm budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.” “Her doğan çocuk belli bir fıtrat üzere doğar. Sonra anne ve babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyanlaştırır, ya da Mecusileştirir. Bunun gibi bir hayvan yavrusu da tüm organları yerli yerinde olduğu halde doğar. Siz onda herhangi bir noksanlık görüyor musunuz?” Âyet ve hadiste sözü edilen fıtrat, ister müslüman, isterse kâfir olsun, tüm insanların fiziksel beden yapıları ile ilgili bir yaratılıştır. Varlıklar içinde insana bakıldığında, bir bütün olarak onun hiçbir varlığa benzemediği görülür. Bedendeki iç ve dış organların konumları, çalışma ve hareketleri, birbiriyle uyum içinde olmaları, ayrıca tenin rengi tam bir mükemmelliktedir. Yine insandaki akıl, düşünce, irâde, hayal etme, deneyim ve bilgilerin saklanması başka bir varlıkta yok gibidir. İşte bu, Yüce Hakk’ın, Tin Suresinde “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık”[1] şeklinde belirttiği yaratılıştır. Bu yaratılış biçimi, yalnızca insana özgüdür, onu diğer varlıklardan ayırır, ayrıca bu yaratılışın iman ve küfürle de bir ilgisi yoktur. İşte değişmeyen fıtrat budur. Ayette geçen din sözcüğüne gelince; pek çok yorumcu bu sözcüğe “şeriat” anlamı vermiştir. Bu da konuyu amacının dışında başka bir alana kaydırdığı için ayeti anlaşılmaz bir duruma sokmuştur. Oysa din sözcüğünün şeriat anlamının dışında pek çok anlamının bulunduğunu yukarıda belirtmiş ve bunları sıralamıştık. Bu sıralama içinde, ayette geçen din sözcüğüne en uygun düşen anlam “hüküm” anlamıdır. Şimdi fıtrat hadisine geri dönelim ve hadis mütercimlerinin tercümesine gerek duymadıkları kısımla birlikte yeniden ele alalım. “Her doğan çocuk belli bir fıtrat üzerine doğar ki, bu yaratılış Allah’ın değişmez kesin bir hükmüdür ve hiçbir kimse bu yaratılışı değiştiremez.. Çocuk büyüyünce anne ve babası onu Yahudi iseler Yahudi, Hıristiyan iseler Hıristiyan, Mecusi iseler Mecusi yaparlar. Nasıl bir insan yavrusu her organı yerli yerinde insan olarak doğarsa bir hayvan yavrusu da tüm organları yerli yerinde olduğu halde hayvan olarak doğar. Siz onda herhangi bir noksanlık/eksiklik görüyor musunuz?” Kuşkusuz insanlar ve cinler inanç yönünden iki fıtrat üzerine yaratılmışlardır. Bunlar da “İslâm Fıtratı” ve “Küfür Fıtratı”dır. Ancak anlamını verdiğimiz ayet ve hadisin İslâm ve küfür fıtratlarıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. İslam fıtratı da, küfür fıtratı da Allah’ın asla değişmez kesin hükümlerindendir. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur “Ey Rasulüm! Kâfirleri cehennem azabıyla uyarsan da, uyarmasan da onlar için eşittir fark eden bir durum olmaz. Çünkü onlar ne bugün, ne de gelecek bir zamanda asla iman etmezler.”[2] “Haklarında Rabbinin hükmü kesinleşmiş olan kafirler, her türlü mucize önlerine gelmiş olsa da, son derece elem verici azabı görmedikçe inanmazlar.”[3] “Onları inkâr edenleri cehennem azabıyla uyarsan da, uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar hiçbir zaman inanmayacaklar.”[4] Burada haklı olarak şöyle bir soru sorulabilir “Küfür fıtratı, Allah’ın değişmez kesin bir hükmü ise, Kur’an kim için ve niçin indirilmiştir? Bu sorunun cevabını Yüce Allah bakın nasıl veriyor “Biz Ona kulumuz ve Rasulümüz Muhammed’e, kâfirlerin ileri sürdüğü gibi şiir öğretmedik. Bu Ona yakışmaz da. Kuşkusuz o, Peygamberimize indirdiğimizapaçık bir Kur’an ve zikirdir. , yaşayan herkesi uyarmak için ve kâfirler hakkında verilen ilahi söz/hüküm gerçekleşsin diye indirilmiştir.”[5] Bu âyete göre fıtratı İslâm olanlar “diri”, fıtratı küfür olanlar da “ölü” düzeyindedir. Küfür topluluğu için ayrıca “kör”, “sağır”, “dilsiz”, “kalbsiz” ve “duygusuz” gibi nitelemelerde de bulunulmuştur. ******* Yine bu konuda Buhârı ve Müslim’in rivayet ettikleri hadisler var. -Ebû Hüreyre ra’den. Peygamber Efendimize küçük yaşta ölen müşrik çocukları hakkında soruldu da Peygamber Efendimiz “Onların ne yapacaklarını Allah daha iyi bilir” diye cevap verdi. Aynı hadis, değişik sözcüklerle İbni Abbas ra’dan da rivayet edilmiştir. Rasûlullah sav Efendimize müşriklerin çocukları hakkında soruldu da Rasûlullah sav Efendimiz “Onların ne yapacaklarını onları yaratan daha iyi bilir” diye cevap verdi. ******* Müslim’in Hz. Âişe annemizden rivayet ettiği bir hadiste Hz. Âişe annemiz şöyle anlatmıştır –Rasûlullah sav Efendimiz, Medineli müslümanlardan bir çocuğun cenazesine çağrıldı. Ben -Ey Allah’ın Rasûlü! Ne mutlu ona ki, cennet kuşlarından bir kuş oldu. Çünkü günah işlemedi, günah işleyecek bir çağa da ulaşmadı, dedim. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz sav - Âişe! Ya dediğin gibi olmazsa… Yüce Allah, cenneti yaratırken cennete, henüz babalarının sulbünde olan bir takım kimseleri, cehennemi yaratırken de cehenneme, henüz babalarının sulbünde olan bir takım kimseleri yaratmıştır, buyurdular. ******** Buhârî ve Nesâi’nin rivayet ettikleri başka bir hadiste Enes ra şöyle anlattı - Peygamber sav Efendimize hizmet eden bir Yahudi çocuğu vardı. O çocuk hastalandı ve gelemedi. Bunun üzerine Peygamber sav Efendimiz onu ziyarete gitti. Onun başucuna oturdu. Ona -müslüman ol! Dedi. Çocuk yanında bulunan babasına baktı. Babası çocuğa -Ebu’l Kasım’ın sözünü dinle”, dedi. Bunun üzerine çocuk müslüman oldu. Sonra Peygamber sav Efendimiz oradan çıkarken -Cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamdolsun, diyordu. Kehf Suresinin 74. ayetinde anlatılan Hızır as’ın günahsız bir çocuğu öldürmesi ve aynı surenin 80. ve 81. ayetlerinde öldürüş nedenini açıklaması olayı da küfür ve imanın iki değişmez birer fıtrat olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Burada çözümü zor olan soru şudur “Sözü edilen fıtratların belirlenmesinde ilahi ölçü nedir? Hangi olay, söz konusu fıtratların belirlenmesinde etken olmuştur?” Bu sorunun cevabı A’raf Suresinin 172. ayetinde yer alan “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusu ile “Evet sen bizim Rabbimizsin” cevabında gizlidir. Burada “kader sırrı” dediğimiz ilâhi bir hükümle karşı karşıyayız. Bize düşen yalnızca inanmaktır. Yüce Rabbimiz “onlar gabya inanırlar”[6] demiyor mu?Bu konuyu iki hadisle noktalayalım. ******** Buhârî ve Müslim Abdullah İbni Mes’ud ra’dan rivayet ediyor. Rasûlullah sav Efendimiz - Sizden her birinizin yaratılışı ana rahminde bir nutfe olarak kırk günde toplanır. Sonra ikinci kırk günde alaka embriyo olur. Sonra üçüncü kırk günde müdga et parçası olur. Sonra oraya bir melek gönderilir. Ona ruh üfler ve şu dört kelimeyi yazması emredilir. 1. Rızkını, 2. Ecelini, 3. Amelini, 4. Cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olacağını. Kendinden başka ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki, sizden biri cennet ehlinin amelini işlemeye başlar. Öyle ki, kendisi ile cennet arasında bir arşın 76 cm yer kalır. Sonra kitap öne geçer, cehennem ehlinin amelini işlemeye başlar, ömrünü bu hal üzere bitirerek cehenneme girer. Yine sizden bir kimse de cehennem ehlinin amelini işlemeye başlar. Öyle ki, kendisi ile cehennem arasında bir arşın yer kalır. Sonra kitap öne geçer. Cennet ehlinin amelini işlemeye başlar, bu hal üzere ömrünü bitirerek cennete girer” dediler. Bunun üzerine sahabeden birisi “Ey Allah’ın Rasâlü! Mademki cennetlik veya cehennemlik olduğumuz daha ana rahminde iken belirlenmiştir, öyle ise niçin iyi amellerde bulunalım?” diye sordu. Allah’ın Rasûlü sav “Kim ne için yaratılmışsa, ona o yol kolaylaştırılır”,diye cevap verdiler. ******* Yine buna benzer bir soru üzerine Rasulullah sav Efendimiz “Kim cennet için yaratılmışsa, Allah onu cennet ehlinin ameliyle işletir. Kim de cehennem için yaratılmışsa, Allah onu cehennem ehlinin ameliyle işletir” diyecevap verdiler. Görülüyor ki, fıtrat/yaratılış ister beden yapılarının biçimleri ile ilgili olsun, isterse inanç yapılarıyla ilgili olsun asla değişmez, değişikliğe uğramaz ve değiştirilemez. Anne ve babanın çocuklarını, inanarak bağlı oldukları dine sokmaya çalışmaları da ilâhi bilgide belirlenmiş inanç fıtratlarını değiştirmeye yetmez. Eğer çocuk, anne ve babasının yönlendirmesi ile herhangi bir dine girmişse, çocuğun bu seçimi fıtratının böyle olmasındandır. Sonra anne ve babanın her yönlendirmesinin çocuk üzerinde başarılı olduğu söylenemez. Hz. Nuh as’ın bir oğlunun ve eşinin iman etmediğini Kur’an’ın haber vermesiyle biliyoruz. Bizim asıl bilmediğimiz konu, kimin hangi inanç fıtratı üzerine yaratıldığıdır. İşte gayb perdesi altında gizlenen kader sırrı budur. Bizler ise gayba inanmakla emrolunduk. Her şeyin en doğrusunu, Yaratan Rabbimiz bilir. Biz O’na inandık, O’na yöneldik ve O’ndan bağışlanma dileriz. [1] Tin Suresi Bakara Suresi Yunus Suresi Yasin Suresi Yasin Suresi Bakara Suresi
İnsanın yaratılışıyla ilgili ayetler Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah’a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir. Rum Suresi 40. Ayet Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.” Yasin Suresi 20. Ayet De ki “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.” Yasin Suresi 79. Ayet Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar? Zuhruf Suresi 87. Ayet Şüphesiz, göklerde ve yerde, inananlar için Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren nice deliller vardır. Casiye Suresi 3. Ayet Hepinizin dönüşü ancak onadır. Allah bunu bir gerçek olarak vadetmiştir. Şüphesiz o başlangıçta yaratmayı yapar sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu yaratmayı tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır. Yunus Suresi 10. Ayet Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık. Hicr Suresi 26. Ayet Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık. Hicr Suresi 27. Ayet Allah sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, her şeye hakkıyla gücü yetendir. Nahl Suresi 70. Ayet Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır. Hucurat Suresi 13. Ayet Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. Kaf Suresi 16. Ayet Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz? Vakia Suresi 59. Ayet O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra her birinize bir ecel tayin etmiştir. Kıyametin kopması için belirlenmiş bir ecel de onun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz. Enam Suresi 2. Ayet
Bismillahirrahmanirrahim. Enam-98 "Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyan ettik." Araf 11-12 "And olsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem’e secde edin! Diye emrettik. İblis’in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı. Allah, 'Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?' dedi, 'Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm' cevabını verdi." Hicr 26-29 "Andolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık. Ey Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım.» Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın.»" Kehf-37 Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki "Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni eksiksiz bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkâr mı ediyorsun?" Enbiya-30 "İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?" Hac-5 "Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz düşünün ki hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan meniden, sonra bir “alaka”dan , sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size kudretimizi apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da akıl, temyiz ve kuvvette tam gücünüze ulaşmanız için sizi kemale erdiriyoruz. İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir." Müminun 12-14 "Andolsun, biz insanı, çamurdan süzülmüş bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik. Sonra nutfeyi alaka aşılanmış yumurta yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere iskelete çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir. " Furkan-54 "İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O'dur. Rabbin herşeye Kadir'dir." Nur-45 "Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir. Ankebut 20-21 De ki 'Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz. Rum-27 "O, başlangıçta yaratmayı yapan, sonra onu tekrarlayacak olandır. Bu, O’na göre ilk yaratmadan daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce ve eşsiz sıfatlar O’nundur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Secde 7-9 "Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz."Zümer-6 "O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan erkek ve dişi olarak sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç kat karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk mutlak hâkimiyet yalnız O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?" Mümin-64 "Allah, yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir!" Rahman 14-15 "Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı. Cinleri de yalın bir ateşten yarattı. Tegabün-3 "Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır." Nuh 13-14 "Size ne oluyor ki, Allah'a gereken saygıyı göstermiyorsunuz? Hâlbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır." İnsan 1-3 "İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık; sınamak için de onu işitir ve görür hale getirdik. Muhakkak ki, Biz ona hidâyet yolunu gösterdik, gerek şükredici ve gerek nankör olsun. İnfitar 6-8 "Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir? Allah ki seni yarattı, seni düzgün ve dengeli kılıp, ölçülü bir biçim verdi. Seni istediği her hangi bir şekilde parçalardan oluşturdu." Mürselat 20-22 "Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi? Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!" Alak 1-2 "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alekadan embriyodan yarattı." Şüphesiz Allah Doğruyu Söyledi. OKU
Kalıbıyla kişi, benliğiyle zat, ruhuyla cevher, aklıyla ilah, tekliğiyle bütün, çokluğuyla fani, ruhuyla baki, halden hale geçişiyle ölü, kemal yönünden diri, ihtiyaç bakımından noksan, istek bakımından tam, varlığın özü, kendisinde her şeyden bir şey bulunan ve her şeyle ilgisi bulunan varlık. İşte insan budur. Ebu Hayyân et-Tevhîdî İnsan nedir? İlim, felsefe, sanat ve dinin ayrı ayrı cevapladığı bu sorunun, tüm ilimler kendi penceresinden baktığı için asla doğru cevabı bulunamamıştır. Çünkü ilim, insanı sadece madde olarak ele alır. Bu yüzden ilmin tanıttığı insan yaşayan değil kadavra insandır. Farklılık arz eden sanat bile konuya sadece bir yandan bakmakta ve yetersiz kalmaktadır. Felsefe bütüne götürücü bir yaklaşım sergilese de, o da insanı geçmişi ve geleceği noktasında yaya bırakır. Buna sebep felsefenin kullandığı aracın yani aklın, insandaki sevgi ve aşktan kaynaklanan esrarengiz yönü anlamakta yetersiz oluşudur. Tüm bu ilimlerin zaaflarını gideren, tümünün bakış açılarını birleştiren tek kurum ise din’dir. Olağanüstü bir süreç ve zorluktan sonra, mükemmel bir biçim ve surette yaratılan insan, tarifi imkansız bir birliktelik ve muammadır. Bu insan, tek kelime ile tarif etmek istenirse bu kelime fani’ olacaktır. Çünkü tüm diğer tarifleri kısa kalmakta, anlamı karşılayamamaktadır. İnsan komplike, zıtları benliğinde toplayan bir yapıdadır. İnsan ruhsal özellikleriyle maddesel özellikleri birleştiren bir varlıktır. Ancak insan ayrı ayrı bunların hiçbiri değildir. Bunların birleşmesiyle ortaya çıkan bambaşka bir varlıktır. Suyun hidrojen ve oksijenden oluşması gibi su denince aklımıza nasıl hidrojen ve oksijen gelmiyorsa, insan denilince de karmaşık bir bütün anlaşılmalıdır ve bu bütün halen oluş, tekamül halindedir. Suyu nasıl üretemeyeceksek, insanı deşifre etmede de mahzun kalacağımız muhakkaktır. Ruh ve madde ilmine sahip olsak bile, insanın tabiatının sırlarına asla varamayacağız. İlimlerin tümü konuya tek yönden baktığı içindir ki, insana bütün olarak bakan Kur’an’ın seviyesine erişemezler. Çözüm; ilim sahiplerinin, Kur’ansal bakışa yanaşması ve anlamaya çalışmasıdır. İnsan vücudu; filtreye sahip böbrek, 576 megapiksel göz, 2,5 milyon GB hafıza, yüzlerce kemik kombinasyonu, akıl almaz sinir aktarım kompleksi, % 75 su, ömür boyu 250 milyon kez atan bir kalp, kilometre damar ağından ibarettir. Ve tüm bunlar bir avuç topraktan yaratılmıştır. İşte Yüce Allah bu kadar büyük, insan bu kadar değerli bir projedir. İnsan gibi, yaratılışı da esrarengizliklerle doludur. Tasavvufta yaratılış ve mertebeleri aşağıdaki şekilde izah edilir. İlk üç mertebe ezelidir, bütündür. Yapılan ayrım izafidir, esas nitelikleri bilinemez. 1. Lâ Teayyün veya Lâ Zuhûr aşaması; Bu merhale mutlaklık mertebesidir. Hakkında Allah’tan başka kimse bir şey bilemez. Sadece Allah’ın var olduğu zamandır. Allah’ın tecellisi henüz söz konusu değildir. 2. Teayyün-i Evvel mertebesi; Yaratılacak bütün varlıklar Hakk’In ilminde özet olarak vardır. 3. Teayyün-i Sani Hakikat-ı İnsaniyye mertebesi; Varlıklar Hakk’In ilminde ayrıntılı olarak yer almaktadır. 4. Alem-i Ervah; Ruhlar alemi 5. Alem-i Misal; İdeler alemi 6. Alem-i Ecsâm; cisimler alemi 7. Mertebe-i İnsaniyet; İnsanın ortaya çıkış mertebesi. Nefis ve ruh bir bütünün parçalarıdır. Yani ortada bir dualite ikilik yoktur. Nefis ve ruhu isim değil, sıfatlar olarak düşünmek icap eder. Benlik sırrının varlığı için nefis de lüzumludur. Nefsi öldürmek değil, ıslah etmek esastır. Ölü nefis sıfatları ortadan kaldıran yokluk halidir ki doğru değildir. Benliğin pozitif kutbuna ruh, negatif kutbuna nefis denilmektedir. Benlik bu iki kutbun bir arada var oluşuyla ayakta durur. Nefsi çıkartıp atarak bir yere varmak mümkün değildir. Çünkü nefis tüm kötülüklerine rağmen, yukarı tırmanmak için merdiven görevi görür. Ten ve ruh içiçedir. Ne var ki göz bunun farkında olamaz. Ruh, insanın Allah’tan kaynaklanan yönlerinin bütünü, nefis ise beden kaynaklı vasıflarının tümüdür. Neticeten Tanrısal özelliklerin bir çoğu ruhta toplanmıştır, kötülük, noksanlık, şehvet ifade eden nitelikler de nefsin malıdır. İnsan; ruh, beden, irade ve nefisten ibarettir. Ve Ruh, bedenden önce yaratılmıştır. İnsanın yaratılması ruhen var edilmesi, suretlendirilmesi ise bedenin var edilişi manasınadır. Yine ruhun mahluk olmadığını ifade eden, “Rabbin emri” olarak nitelendirenler de vardır. Yani ruh, Allah’ın emri, Allah’ın kelamı demektir. O’nun kelamı ise mahluk değildir. Bu düşünüşe göre canlanma olayı, Allah’ın Canlan!’ emriyle gerçekleşmektedir. Nefis, kulun sıfatlarının, huy ve davranışlarının kötülerine verilen addır. Nefsin en kötü mertebesi, kendi arzusuna uyana “iyi, güzel” demesi, arzuladığı her şeyi yapma hakkına sahip olduğu vehimini taşımasıdır ki buna gizli şirk denir. Nefis bir hayat kuvveti olup hiçbir mücahede onu saf dışı bırakamaz. O temelli susturulamaz. En emin yol nefsin devamlı arzu ve isteklerine devamlı hayır demektir. Nefse muhalefetle tüm hareketler ibadet haline gelir. Nefis, bedensel dilek ve davranışların kaynağıdır. Tıpkı ruh gibi vücut kalıbımızla iş görür. Ruh nefsi, nefis de ruhu esir edebilir. Nefis, ruhun vazife ve isteklerinin tam tersine, tabiatı icabı, tam tersini gerçekleştirmek ister. O edeb’i kötüye götürmek ve bozmak ister. Halbuki kul, edeb’i kemale erdirmeye memurdur. Bu yüzden nefse tolerans tanımak, ruhun esaretine zemin hazırlamak demektir. Nefsin istekleri bir problem, bir hastalık oluyorsa, ilaç onun tam tersini yapmaktır. Çünkü nefsin arzusunun tersine hareket edilince onun musallat ettiği dertler devaya döner. Mevlana bu yüzden nefse eşek demektedir ve kurtuluşu eşeğin tersine gitmekte bulur. Ölümlü istek ve arzuların tümü nefse hizmet eder. Hepsinin putu nefistir. Birçok şeyi sevmiş olmanın temelinde bir tek şeyi sevmek vardır. O bir tek şey nefistir. Nefsi hizaya getiren işi kökünden halleder. Çünkü en büyük put nefistir. Mevlana, öteki bütün putları nefsin yanında yılana, nefsi onların başı olan ejderhaya benzetir. “Putların anası, içinizdeki nefis putudur.” İnsan, hayvanların en çok gelişeni değildir, başka bir varlıktır. Dolayısıyla evrimle değişen bir varlık değil, tekamülü süren ama anlaşılması zor bir varlıktır. Hayvanlarda da insanda bulunmayan çokça gelişmeler ve kabiliyetler vardır. Mesela gece kelebeğinin işitme kabiliyeti son derece gelişmiştir ama yalnız yarasanın çıkardığı titreşimlere karşı. Yarasanın çıkardığı bip sesini mükemmel oranda sezebilen bu hayvan mesela bir bomba sesini duyamaz. Kabiliyeti ancak düşmanına karşıdır. Bu haliyle de gece kelebeği insandan ve öteki hayvanlardan üstündür. Kene, kör olmasına karşılık avını esrarengiz bir biçimde saptamaktadır. Bu kuvvet koku alma gücüdür. Bu kabiliyet sadece memeli hayvanların cildinden çıkan koku için geçerlidir. Başka kokuları alamaz. Kene, memeli hayvanların sürtünebileceği alçak dallara sığınarak onların geçmesini bekler ve geçme anında kendisini hayvanın üzerine bırakır. Hayvan anılan kokuyu çıkarmadan keneye sürünse dahi kene bunun farkında olmaz. Ve kene … o koku yayan hayvanı avını hiçbir şey yemeden 18 yıl bekleyebilir. Her canlının üstünlüğü kendisine has olduğundan insanın üstünlüğünü de insana özgü alanlarda aramak gerekir. Max Scheler’e göre “geist”, aklı, ide bilincini, kendiliğindenliğe yönelen anlayışı, iyilik ve acımak gibi birçok aktları kapsayan bir güçtür. İnsan, “geist”iyle çevresindekilerin tümünü objeleştirip kavrayabildiği gibi, bizzat kendisini de objeleştirip kavrayabilmektedir. Bu geist alanı psikoloji ve biyolojiyi aşan bir meseledir ve sadece insanda görünen bir beliriştir. “İnsan kozmik anlam ve önemi olan bir varlıktır. Bu yüzden Yaratan onu varoluşun gayesini gerçekleştirebilmesi için en güzel ve en mükemmel biçimde yaratmıştır. Ona kendi öz ruhundan üflemiştir. Onu zeka, akıl ve daha başka anlayış kudretleriyle seziş vb. donatarak, içinde yaşadığı dünyanın sırlarını çözmeye müsait hale getirmiştir.” Kur’an insan özüyle kainatın yani Yaratıcı kudretin özünü aynı kabul eder. İnsan bedensel varlığının ötesinde, ben’iyle ölümsüzdür. İnsan bedensel unsurlarının tasallutundan kurtulabilirse aslına, koptuğu bütüne ulaşabilecektir. Çünkü insan topraktan yaratılmış bir varlıktır ademiyet ama insan aynı zamanda Allah’ın ruhundan bir nefhadır. Kur’an’ın insan tabiriyle esas aldığı da bu öz yani ben’dir. İblisin ve meleklerin insan yaratılırken ki isyanı, topraktan yaratılmış oluşuna isyandır. Yani isyanları yaratılış maddesine ve bu varlıktan doğacak kötülüklere itirazdır. Bakara 2/30 Yüce Allah’ın buna cevabı ise nettir; Sizin bilmediğinizi her halde ben bilmekteyim.’ Meleklerin dahi bilmediği insanla Allah arası bu sırrın açılması için binlerce nebi tarafından yürütülecek çok uzun bir eğitime ihtiyaç duyulmuştur. İnsanı hayvanlarla ortak eden davranış halleri salt olarak ele alınırsa hayvanlarla ortak yanlar bulunabilir ve biyolojik teoriler mümkündür ama güdüsel davranışlar, yani hayvansal reaksiyonlar dışındaki ilahi öz yani asli nefha sadece insana hastır ve ilim ötesidir. İsra suresinde hakkında pek fazla şey bilemeyeceğimizi buyuran 85 nci ayetin bahsettiği ruh da budur. Tekamül insanın sadece beden yanıyla alakalıdır, ruh varlığı, yani karmaşık ve ilahi yanı Allah için tekamül söz konusu olamayacağı için tekamülden uzaktır. İnsan bu haliyle kainatın ve mahlukatın tamamını temsil eder, bünyesinde barındırır. Bu nedenle insana küçük kainat’ denmiştir. Allah’ı nasıl zatı ve şahsıyla değil şeniyet ve tecellileri ile tanıyorsak, insanı da ortaya koyduklarıyla tanımak gerekir. Kur’an’ın imanı aksiyona, amele bağlaması bu sebepledir. Kur’an’a göre insanla ilgili özetle şunlar söylenebilir; a. İnsan özüyle Allah arasında küll-cüz parça – bütün ilişkisi vardır. İnsanın yüksek mertebesi de bu ilişkiden kaynaklanır. İnsan hayatını bu yüce mertebeye uygun şekillendirmelidir. Çünkü insan yeryüzüne Allah’ın halifesi, vekili olarak gönderilmiş, tüm varlıklar bu görev için insanın emrine verilmiştir. b. Kainat ağacının meyvesi insandır. Bütün varlıklar insanın ıstıfası seleksiyonu için yaratılmıştır. İnsan vasıta değil, bizzat gayedir. Toplum ve devletle esas alınarak insana değil, insan esas alınarak bunlara gidilmelidir. İnsan devletin de nüvesi olduğu içindir ki peygamberler tüm mesailerini insanı yüceltmeye ayırmışlardır. Doğu, insanı merkeze koysa da sosyal hayata yansıtamamış, Batı insanın dış kabuğunu yüceltmekle aldanmış, keza bu yanlışıyla, hümanizmle insanı yücelteceğim derken çukura mahkum etmiştir. c. Hizmet, en önce insana yönelmelidir. İnsanı ihmal eden gayretler katkı yaratamaz. İnsan imar edilmeli, mutlu kılınmalıdır ki dünya özlenen kıvam ve düzene, dirlik ve esenliğe erişebilsin. d. Vasat-ı Camia’lıktan varlıkların tüm özelliklerini bünyede bulundurmak çıkan sonuç şudur ki; insan iyi ve kötü çekişmesine sahne olan bir bedendir. İnsan bu ikilinin ve sahibi grift bir varlıktır. İnsan görülen ve sezilebilen dünya arasında idrak kurabilen tek varlıktır. İnsan için ölümsüzlük arzusu her daim söz konusudur ve fakat bunun için sonsuzdan gelindiğinin bilinmesi gerekir. Sonsuzu aramak yani ebedi olmak arzusunu duyan, ezeli olduğunu bilmelidir. İnsan hem kendisini hem etrafını fark edebilen tek varlıktır. İnsan mahiyetini tam bilemese de özünün de farkındadır. Etraf ve öz arasındaki ayrılıklar ise insanda sıkıntı yaratanlardır. İnsan başlangıçta tanrısal bir varlığa sahipti. Bedensel olarak bulunduğu bu alemde tevhidi tam gerçekleştirebilirse yine o eski haline dönebilecektir. Bu ilk hayatı insanın Allah’tan ayrılmadan önceki hayatı yani misak devresindeki varlığıdır. Tevhidin en yüksek mertebesine çıkmak bu misakı anlamak ile mümkündür. Kur’an, misakın mahiyetinden çok, dünya aleminde insana yüklediği görevlerin büyüklüğüne işaret etmektedir. İnsan en büyük emaneti üstlenmiştir. Ahzab 72, Allah’ın yeryüzündeki halifesidir Bakara 30. Bu büyük görev ona ezelde verilmiştir. Kur’an bu görevi yüklendiğimiz zaman öncesi antlaşma icaplarına uymamızı bizden ısrarla istemektedir. Fıtrat, tabiat veya yaratış/yaratılış demektir. Bir şeyin fıtratı, yaratılıştan getirdiği tabii özelliklerdir. Kur’an Allah’ın insanlığı üzerinde yarattığı ilahi fıtrata’ Rum 30/30 atıf yaparak insanın özünde iyi bir varlık olduğunu tescil eder. Fıtrat bir şeyin kabuğunu açınca içinde bulacağımız önceden yerleştirilmiş başka bir şeyi ifade eder ki fıtratın bir diğer anlamı da yarmak/yarılmak’tır. İşte bu içerideki şey, Allah’ın insana yaratılışta yerleştirdiği ilahi yazılım olan fıtrattır. Fıtrattan söz edilen her yerde kaçınılmaz olarak bir Yaratıcı’dan ve O’nun eşyaya aktif ve aktüel müdahalesinden söz ediliyor demektir. Her şeyin bir fıtratı vardır’ hükmü ise her şeyin bir yaratılış gayesi var demektir. Yani bir şeyin fıtratı o şeyin yaratılış amacı ma hulika leh demektir. Bir şeyi bu yaratılış istikametinde kullanmak hayır’, aksi istikamette kullanmak şer’dir. Amaçtan ne kadar uzaklaşılırsa şer de o kadar büyür. Lakin o şer, yaratılıştan değil, yaratılanı amacı dışında kullanmaktan kaynaklanır. Eşyanın fıtratı bir yaratıcı elinden çıktığına delildir. O fıtrat ilahi format’tır. Fatır olan Allah o eşyaya imzasını atmıştır. Biz ismi o formata göre veririz. Adem’e isimlerin öğretilmesi ta’limu’l-esma fıtrat gerçeğiyle alakalıdır. Eğer Allah o şeye fıtrat vermemiş olsaydı eşyanın kimliği olmaz ve biz ona isim veremezdik. Fıtrat değiştirilmez, keşfedilir. İnsan fıtratından uzaklaşabilir, yabancılaşabilir ama fıtrat kaybolmaz. İnsan onun üzerini örter. Bunun dindeki adı küfür’dür. İnsan fıtratına ihanet etmeden, küfürde ısrar edemez. Bazen bu uzaklaşma ve örtme o denli kalın ve sağır edici olur ki kalbin mühürlenmesi denen olay budur. Bu manada kalp yerine fıtrat veya vicdan kelimeleri de kullanılabilir. İnsanın yaratılışı ayetlerde değişik yer ve miktarda verilir. Bu parçaları birleştirmek okuyucunun ilmine, fikri emeğine, düşünce kapasitesine ve kavrayışına bağlıdır. İnsan 76/1 ayeti gösterir ki insanın oluş süreci anlık ve akut bir kopuş sonucu değildir. İnsan iç içe geçmiş uzun süreçler etvar sonucu meydana gelmiştir. Nuh 71/14 Bu uzun insanlaşma süreci üç halkadan oluşur; İnsanlardan evvelki elementer yaratılış süreci, insanlaşmadan önceki biyolojik yaratılış süreci ve anne karnındaki embriyolojik yaratılış süreci. Kur’an insandan iki ifadeyle bahseder. İnsan topraktan yaratıldı.’ En’am 2, Hicr 28, Sad 71 ve İnsan Allah’ın bir nefhasıdır.’ Hicr 29 Böylece Kur’an insanın varlık yapısında iki alanın birleştiğine dikkat çeker. Beden ölümlü, ruh ölümsüzdür. Sufiler bu ayrıma nasut-lahut Hallac derler. Yani insanın bir obje olan bir de obje olmayan yanı vardır. İnsan bu ikinci yanıyla diğer varlıklardan ayrı ve üstün, beden yanıyla onlarla aynıdır. Kur’an insanı, özü bakımından Yaratıcı Kudret ile birleştirdiği için, ölümsüz addeder. Yani bu yanla ilgili konuşmak, Allah’ı konuşmaktır, dikkatli olmak gerekir. Fiziki insan ise hasta olan, doğan, ölen, yıpranan yapıdadır. Kur’an’ın bahsettiği ıstıfa seleksiyon ve tesviye insan yaratılışının kıvama getirilmesi bu fizik yapıdadır. Al-i İmran 33, Nahl 59, Fatır 32 Burada hümanist bir düşünce ortaya çıkmaktadır ki siyonizmin savunduğu hümanist yeni dünya dini inanç ile burada Öz’e dönmekle kast edilen hümanizm farkı çok iyi anlaşılmalıdır. Şöyle ki; siyonizm, insanın öz benliğiyle kainata hükmedebileceğini ve içsel güçleriyle kaderi bile değiştirecek güce sahip olduğunu savunur ve vahyi devre dışı bırakırken, insanın elleriyle yazacağı dini kalplere sokmaya çalışır. Yani maksadı özdeki cevheri bulmak değil, aklın köşesindeki bilgi kırıntıları ile kainata egemen olmak hayalidir. Tevhidin öze dönmekle kast ettiği ise içsel nefhaya ulaşmak, yani bedenden ayrı bir ben olan Öz’e temas etmektir. İnsan Allah’tan bir parçayı bilemeyeceğimiz bir tarzda içinde barındırmaktadır ve o parçaya ulaşmak aslında Allah’a ulaşmaktır. Zaten o parçaya yaklaşmak kamil olmak, kemale ermektir ki dinin ve inancın en yüksek mertebesi odur. Dolayısıyla okuyucu hümanist siyonist felsefe ile, tasavvufi bu izah arasındaki farkı çok iyi anlamalı, oyuna gelmeden ve şekilcilikten huşuya terfi ederek gerçek tevhidi aramaya koyulmalıdır. Nura ulaşmak ancak bu sayede mümkündür. Zaten nur ile kast edilen de bu içerdeki Öz’dür. Fıtrat üzere olan temiz ruhlar, yalan ve eğrilik bilmez. Eğrilik meyli sonradan gelip geçici olarak kazanılan azmanlıktır.EHY “Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” A’raf 7/179 “Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.” Me’aric 70/19 “Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz düşünün ki hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan meniden, sonra bir “alaka”dan , sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudga”dan yarattık ki size kudretimizi apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da akıl, temyiz ve kuvvette tam gücünüze ulaşmanız için sizi kemale erdiriyoruz. İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki, bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz, onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir.” Hac 22/5 Yüce Allah’ın nurdan yaratılmış meleklere ve dumansız ateşten yaratılmış cinlere ilaveten, irade kullanabilen, beyan edebilen, ruh, akıl ve kalp taşıyan, görmeden itikad ve itimad edecek bir varlık yaratmayı dilemesiyle var edilen insan, Yüce Allah’ın emaneti verdiği, cennetlerine varis kıldığı, pek çok varlıktan üstün kıldığı şerefli bir varlıktır. Bu sebeple Yüce Allah, yaratma işini bitirip içine ruhundan üflediğinde dolayısıyla akıl, vicdan, idrak ve irade kabiliyeti verdiğinde tüm melekut aleminin secde etmesini emretmiştir. İblis hariç tüm varlıklar secde etmiş, o isyan ve itaatsizlikle büyüklenip lanetlenmiş, sonrasında bu insanı cennetlerde de kandırmasıyla ebedi cehenneme mahkum olmuştur. Bir önceki İBLİS’İN AHDİ kitabımızda geniş olarak izaha çalıştığımız gibi bu esnada cehalet ve kibrinden ötürü ilahi hikmeti anlayamamış ve boyundan büyük bir yeminle insanlığın düşmanı olarak, aldığı sürenin sonuna dek, insanın güvenilmezliğini ispata ve cehennemlik etmeye çalışacağına and içmiştir. Yüce Allah ise onu orada tek bir sözü ile telef edebilecekken, insan denen varlığa tatbik edeceği sınavda vesile kılmayı dilemiş ve insanı da uyarmıştır. Ağzından misak aldığı insanla birlikte asi cinleri ve iblisi yeryüzüne gönderen Allah dünya imtihanını da bu andan itibaren başlatmıştır. İblisin insanlık aleyhine ettiği o yeminine karşılık Yüce Allah nispeten zayıf ve savunmasız insana dinini tebliğ ederken bir yandan iman zırhını nasip etmiş, diğer yandan şeytana uyması durumunda başına gelecekleri tebliğ etmiştir. Bu sayede sınav hak ve adil olmuş, insan kendi belirli süresi olan eceline dek bu sınırlar yani takva içerisinde yaşamaya başlamıştır. “Böylece, sizler insanlara birer şahit ve örnek olasınız ve Peygamber de size bir şahit ve örnek olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık…” Bakara 2/143 Zamanla insanların kimisi melekler gibi olurken maalesef çoğu şeytanlara benzemiş ve ahir zamana gelinmiştir. Fıtrattan mahşere uzanan bu yolculukta insan, bazen Yüce Allah’ı gururlandıracak güzellikler yaratırken, çoğu zaman da şeytana şapka çıkartacak işlere imza atmıştır. Allah’ın vaadi haktır, zerrece haksızlık yapılmadan her şeyin karşılığı olacaktır. Ama bazıları dini, imanı ve hesabı yeterince ciddiye almadığı içindir ki dünya ve özelde de İslam alemi bugün arzu edilen durumda değildir. “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” İsra 17/70 Bazı hayvanlar değişik sesleri çok uzaktan duyar veya görür. Kimileri de sadece çok yakındakileri ve hatta siyah – beyaz. İnsan göz ve kulağı ise öylesine mükemmeldir ki dünyanın en gelişmiş merceklerinin milyon katıdır, tiz ve bas ayarı muhteşemdir, duyulmasına ve görülmesine müsaade edilen aralıklar sonsuz güzellikte bir ahenk içerir. Ayarlarda biraz içeri veya dışarı çıkılsa dünyanın da bedenin de dengeleri şaşar, istenmeyen ses ve görüntülerle hayat kabusa döner. Gözümüzün renk skalası az ileri veya geri olsa siyah-beyaz veya kızıl-mor görür yahut tonlarca yeşil renkli ormanları tek bir ton olarak görürdük. Bazı insanlara Peygamberlere verilen daha geniş frekans nimeti ise mucizedir, hikmet gereğidir, hayvanları duymayı, ufuk ötelerini görmeyi sağlar. Bilim halen bu muazzamlığın binde birine erişebilmiş değildir. Dünyanın ruhu insandır. İnsansız dünya ruhsuz bir ceset hükmündedir. İnsan Allah’ın projesidir. Yeryüzü buna göre donatılmıştır. İnsan, Allah’ın umududur. En güzel kıvamda yaratılmış, yaratılış kıvamına çabasıyla ersin diye tekamülünün başlangıç noktasına bırakılmıştır. İnsan yeryüzünü imar hilafet ile görevli ustadır. İnsan kendine dair fikir beyan eden sorumlu varlıktır. İnsan yerin ve dağların taşıyamayacağı emaneti irade-akıl-vicdan taşıma sorumluluğuna sahip müstesna bir varlıktır. İslam’da insan Allah’ın şaheseridir. Kat kat ilahi ikrama mazhar olmuştur. İsra 17/70 Kendini gözetleyen ve kendini düşünen bir varlıktır. Yeryüzünün halifesidir. Yeryüzünü inşa sorumluluğu kendisine emanet edilmiştir. Yaratıcı dünyadaki her şeyi insan için, insanı kendisi için yaratmıştır. Kur’an’a göre yaratılıştan iyi bir varlık olan insan değerlerle yüklenmediği, kendi kendine yettiğini zannettiği ve sınırları olmadığını düşündüğü zaman azar. Acelecidir. Şükretmek yerine kendisine karşı çok cömert olan Yaratıcısına karşı nankörlük eder İnfitar 82/6. Ne zaman ki değerlerle yüklenir ve iç dünyasını iman ile takviye eder Kur’an’ın salih amel dediği aktif iyiliği hayat tarzı edinirse işte o zaman bu ve öteki alemde ödülü hak edecektir. Tin 94/4,5 Canlılar içinden biri olan beşere ruhundan üfleyerek onu irade-akıl-vicdan sahibi bir insan kılması, Allah’ın kainatı tabi kıldığı tekamül yasasının bir gereğidir. İnsanın yaratılış sebebi ise “Yüce Allah’ın bilinmeyi istemesi, aksini yapabilecekken insanın kendisine itimat ve itikad etmesini dilemesi, irade ve kabiliyetlerini iyi yönde kullanmayı isteyecek bir varlık grubu yaratmayı murad etmesidir” ki bu sayede melekler ve cinlerden farklı tabiatta var edilen insan Allah’ın kudret ve ilminin de tüm kainata ispatı olacaktır. Bu sebeple insan küçük bir kainat, kainat büyük bir insandır.
insanın yaratılışı ile ilgili ayetler ve anlamları